Konfederasyonumuz KESK Eğitim Öğretim ve Basın Yayın Sekreteri İlhan YİĞİT SES Kadın Sekreteri Selma ATABEY, TÜM BEL SEN Genel Mali Sekreteri Satı BURUNUCU ,TÜM BEL SEN Genel Hukuk ve Sözleşme Sekreteri Ahmet CÜCE,BES Genel Mali Sekreteri Sedat SUNA`nın Yer Aldığı Heyetle birlikte basın açıklaması yaptık.

Değerli Basın Emekçileri,
İşçisinden kamu emekçisine, emeklisinden asgari ücretlisine, çiftçisinden küçük esnafına, halkın
%99’unu oluşturan milyonlar olarak çok çetin geçen bir yılı geride bıraktık.
Siyasi iktidar sözcüleri pembe tablolar çizse de rekor üstüne rekor kıran işsizlik ve enflasyon
geçtiğimiz yıl hepimizin yaşamını alt üst etmeye devam etmiştir.
Geride bıraktığımız yılda ülkeyi ucuz emek cennetine çevirerek uluslararası mali sermayenin
yağmasına açan, borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı
ekonomik modelin çöküşü hızlanmıştır. Ancak emek ve doğa düşmanı sistemin çöküşünün
faturasını yine emeğe ve doğaya kesmeye dönük saldırılar daha da pervasız bir hal almıştır.
Resmi işsizlik %13,8 ile son 15 yılın en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. .Her dört gençten biri
işsizken her 4 işsizden biri üniversite mezunu, neredeyse her iki genç kadından biri işsizdir. Üstelik
bu rakamlar dar işsizliği temel alan resmi rakamlardır.
Buna iş bulma ümidini kaybedenleri, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olanları, mevsimlik ve
zamana bağlı eksik çalışanlar da eklediğimizde ulaştığımız geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde
yirmiye, geniş tanımlı işsiz sayısı ise 7 milyon 2 yüz bine tırmanmaktadır.
Ekonomik kriz ve OHAL gömleği giydirilen sistem emeği, doğayı, bir bütün olarak yaşamı
hedef alan saldırıların fırsatı haline getirilmiştir.
Bir gecede çıkartılan KHK’lerle haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri,
seçilmişlerin yerine atanan kayyumlar tarafından işlerine son verilen belediye çalışanları ve aileleri
açlığa mahkûm edilmiştir.
İşçilerin son kalesi kıdem tazminatının fonla, kamu emekçilerinin iş güvencesinin son kırıntılarının
ise sözleşmeli, esnek, performansa dayalı güvencesiz istihdamla ortadan kaldırılması hedefinde
önemli adımlar atılmıştır. Kamusal emeklilik ve sosyal güvenlik hakkımızın zorunlu Bireysel
Emeklilik Sistemi ve tamamlayıcı emeklilik sistemi tasfiye edilmesi kalkınma planına,
Cumhurbaşkanlığı Programına ‘kısa vadede hayata geçirilecek hedefler’ olarak girmiştir.
Ülkeyi yönetenler gittikçe anti demokratik bir hale gelen rejimin ömrünü uzatmak için baskı ve
şiddet politikalarına daha sıkı bir şekilde sarılmaya başlamıştır. Güvenlik güçlerinin hakkını,
hukukunu arayan herkese karşı çocuk, yaşlı, kadın demeden karşı orantısız müdahaleleri rutin hale
gelmiştir.
İşçilerin, emekçilerin başta grev hakkı olmak üzere sendikal hak ve özgürlüklerini kullanmaları
engellenmiştir. Kent meydanları, Ankara’nın yolları gerçek grevli bir toplu iş sözleşmesi için
taleplerini ifade etmek isteyen kamu emekçilerine, tazminatını isteyen maden işçilerine, emeklilik
hakkını arayan EYT’lilere kapatılmıştır. Kadına yönelik şiddeti dansla protesto etmek isteyen
kadınlar bile polisin aşırı müdahalesi ile karşılaşmıştır.
Bütün Emekçileri
11 Ocak İzmir “İnsanca Bir Yaşam, Demokratik Bir
Türkiye İstiyoruz” Mitingimize Katılmaya Çağırıyoruz!
07 OCAK 2020
2
Değerli Basın Emekçileri,
Emeği ve yoksullaştırılan halkı hedef alan saldırılarda 2020 bütçesi ile önemli bir adım daha
atılmıştır. Daha önceki bütçelerde olduğu gibi 2020 bütçesinde de sermayenin, çıkarları temel
alınmıştır. Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi almaya dayalı adaletsiz vergi politikası
sürdürülmüş, hem dolaylı vergilerin hem doğrudan vergilerin yükü başta bordrolular olmak üzere
halka yıkılmış toplumsal cinsiyet eşitlikçi politikalar bir kez daha yok sayılmıştır.
Üstelik kamu hizmetlerinin piyasaya açılması, özelleştirilmesi nedeniyle toplanan vergiler
halka yine yol, su, elektrik olarak dönmemiştir. İşçiden, kamu emekçisinden, halktan toplanan
vergiler sermayeye, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) adı altında yürütülen ‘müşteri garantili’ köprü,
tünel, otoyolu, havalimanı ve şehir hastanelerinin müteahhitlerine, yandaş medya patronlarına kredi,
faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılmıştır. Kamu banklarının kaynakları yandaşların batan
Simit Saraylarına, Ağa oğullarının şirketlerine akıtılmıştır.
Mezhepçi, tekçi, şoven politika ile ülkeyi neredeyse bütün komşuları ile karşı karşıya getirenler
Ortadoğu’da saplandıkları stratejik derinlik çıkmazının faturasını da halka yıkmıştır. Güvenlik ve
savunma harcamaları, örtülü ödenek adı ile savaşa, yandaş silah sanayi şirketlerine ayrılan
kaynaklar alabildiğine artırılmıştır.
Adalet; gelir dağılımında, vergide, sokakta, mahkemede her yerde daha fazla aşındırılmıştır.
Nüfusun yüzde 1’lik kesimi ulusal servetin yüzde 55’ini elinde tutarken, en düşük gelire sahip
yüzde 20’lik kesimin toplam gelirden aldığı pay ise yüzde 6 seviyesine kadar çekilmiştir.
Değerli Basın Emekçileri,
Artmaya devam eden hayata pahalılığı tüm emekçi kesimlerin reel gelirini eritmiş, daha fazla
yoksullaşmasına yol açmıştır.
Son bir yıl içinde elektriğe yüzde 45, doğalgaza yüzde 44, peynir, süt, yoğurt gibi süt ürünlerine
yüzde 35, çaya yüzde 32, köprü geçiş ücretlerine yüzde 47, toplu taşıma ve ulaşıma, tütün
ürünlerine ve bebek mamasına yüzde 40, bebek bezine yüzde 35, akaryakıta yüzde 22 zam
yapılmıştır.
Bunlar sadece son bir yıl içinde yaşanan zam yağmurunun sadece bir kısmıdır. İki yıllık dönemde
yapılan zamlar ise çok daha ciddi boyutlara ulaşmaktadır. Örneğin son iki yıl içinde elektriğe
yapılan zam oranı yüzde 75’i, doğalgaza yapılan zam oranı ise yüzde 65’i aşmıştır.
Ancak bu rakamlar TÜİK vasıtası ile açıklanan resmi enflasyon rakamlarına yansımamıştır.
Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK) tarafından 3 Ocak Cuma günü açıklanan verilerde halkın
yaşamını karartan zam yağmuru görmezden gelinmiş, 2019 yılı resmi enflasyonu yüzde 11,84
olarak açıklanmıştır.
Böylece halkın yaşadığı gerçek enflasyonu TÜİK vasıtası ile perdeleyen siyasi iktidarın ‘işçiyi,
memuru, emekliyi enflasyona ezdirmedik’ nutuklarına inanan kalmamıştır.
2020 yılından itibaren vergi, harç ve cezaların yüzde 22,58 oranında (Yeniden Değerleme Oranı)
artırılması siyasal iktidarın da yüzde 11,84 olarak açıklanan resmi enflasyona itibar etmediğini
ispatlamaktadır. Dolayısıyla enflasyon rakamlarına TÜİK vasıtası ile takla attırılmasındaki asıl
hedefin IMF politikalarına uygun olarak emekçi sınıfların maaş artışlarını düşük tutmak olduğu
netleşmiştir.
3
Nitekim vergi, harç ve cezaların yüzde 22,58 artırıldığı koşullarda 3 milyon kamu emekçisinin ve 2
milyon kamu emekçisi emeklisinin maaşları Ocak ayından itibaren, enflasyon farkı dahil sadece
yüzde 5,5, SSK ve Bağ kur emeklilerinin maaşları ise sadece 6,5 artırılacaktır.
Ne yazık ki 2020 yılına da yeni zamlarla ve sorunlarla girmiş bulunuyoruz. Yılın daha ilk
haftasında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinin geçiş ücretlerine yüzde 14 zam
yapılmıştır. Ankara’da geçtiğimiz Nisan ayında yapılan zamla 1 TL’den 1,25 TL’ye çıkan ekmeğin
fiyatına 1 Ocak 2019 tarihi itibari ile 250 kuruş daha zam yapılmıştır. Böylece Ankara’da ekmeğin
fiyatı son sekiz ayda yüzde 50 zamlanmıştır.
Öte yandan siyasal iktidar iç ve dış politikada yaşadığı tıkanmayı kendi çıkarlarını ‘ulusal çıkar’
gibi gösteren adımlarla aşmaya çalışmaktadır. “Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesi ile tamamen
çelişen söz konusu adımlara son olarak geçtiğimiz hafta Meclis’ten oy çokluğu ile geçirilen Libya
tezkeresi eklenmiş, ülkemiz yeni bir maceraya daha sürüklenmektedir.
Değerli Basın Emekçileri,
Özet olarak ülke olarak, bu ülkenin emekçi kesimleri olarak gittikçe koyulaşan karanlık bir
tablo ile karşı karşıyayız. Üstelik bizlerden bu köhne düzeni “ülkenin bekası için, istikrarın
devamı için” sahiplenmemiz, işsizliği, yoksulluğu, sefaleti, aramızdan her gün yeni canlar
koparan intiharları kader olarak görmemiz bekleniyor.
Biz KESK olarak emeğe, emekçilere işsizliği, hayat pahalılığını, yoksulluğu, güvencesizliği,
OHAL KHK’lerini, haksız hukuksuz ihraçları reva gören, baskı ve şiddetten beslenen bu
köhne düzeni kabul etmeyeceğimizi haykırdığımız 8 Aralık İstanbul, 21 Aralık Mersin,
22Aralık Diyarbakır mitinglerimize 11 Ocak İzmir Mitingimiz ile bir yenisi ekleyeceğiz.
Buradan bir kez daha altını çiziyoruz. %1’in çıkarı için %99’u yok sayan adaletsizliğe,
haksızlığa karşı işçiler, emekçiler, yoksullaştırılan halk çaresiz değildir.
Çare bu emek, demokrasi, barış ve adalet karşıtı düzenin tüm mağdurlarının yan yana
gelmesinden, birlikte mücadelesinden geçmektedir.
Dolayısıyla “İnsanca Bir Yaşam, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz” şiarı ile 11 Ocak
Cumartesi günü hayata geçireceğimiz miting sadece KESK olarak bizim mitingimiz değildir.
Çağrımız emekten, demokrasiden, barış ve kardeşlikten, laik bir yaşamdan, insanca bir
yaşamdan yana olan, çocuklarına onurlu bir gelecek bırakmak isteyen herkesedir.
Çağrımız işçisi, kamu emekçisi, emeklisi, asgari ücretlisi, EYT’lisi, işsizliğe mahkum edilen
genci, şiddetin, tacizin, tecavüzün hedefi haline getirilen kadınları başta olmak üzere bu
düzenin çarkları ile ezilen, ötekileştirilen herkesedir.
Gelin, 11 Ocak “İnsanca Bir Yaşam, Demokratik Bir Türkiye İstiyoruz” İzmir Mitingi’nde
emeğin en yüce değer olduğunu unutturmak isteyenlere, bu değeri yaratanlar olarak bizlere
kölelik koşulları dayatanlara, en temek haklarımızı yok sayanlara karşı omuz omuza verelim.