Türkiye’de yaşayan farklı kimlik, kültür ve inançlara sahip halkların, Mustafa Kemal ve arkadaşları öncülüğünde emperyalizme ve emperyalist işgale karşı verdiği mücadele sonucunda cumhuriyetin ilan edilişinin üzerinden 99 yıl geçti.

Cumhuriyet ve demokrasinin öngördüğü eşitlik, özgürlük, laiklik ilkelerini birleştiren, halkın sadece temsili olarak değil, gerçek anlamda egemen olmasını esas alan bir demokratik cumhuriyet mücadelesi, bütün engellemelere rağmen sürmektedir.

Siyasal iktidarın başta eğitim sistemi olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarını kendi siyasal-ideolojik hedeflerine göre biçimlendirmek adına hayata geçirdiği bilim ve laiklik düşmanı politikalar artarak sürmektedir.

Türkiye’de yıllardır yaşanan cumhuriyet karşıtı, antidemokratik ve otoriter yönetim anlayışı, başta düşünceyi ifade ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere, temel hak ve özgürlüklerin yok sayıldığı baskıcı bir düzen yaratmıştır.

Türkiye’nin ihtiyacı, ülkeyi fiilen OHAL koşullarında yöneten, kendileri gibi düşünmeyenleri suçlu ilan eden baskıcı-otoriter tek adam yönetimi anlayışı değil, cumhuriyete asıl anlamını veren ‘halkın kendi kendini yönetme’ ilkesine uygun hareket edilmesi, gerçek anlamda laik ve demokratik bir sistemin oluşturulmasıdır.

Yargının tamamen siyasallaştığı, insanların kimliği, düşüncesi, cinsiyeti ve inancı üzerinden ötekileştirildiği, emek ve meslek örgütü temsilcilerinin hedef gösterilerek tutuklandığı, tek adam rejimine karşı sesini yükselten gazete ve televizyonlara yönelik baskı ve sansür mekanizmasının işletildiği günümüz koşullarında emek, demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ne kadar hayati olduğu açıktır.

Cumhuriyet, halkın egemenliğinin kayıtsız şartsız kabul edildiği, halkın, emekçilerin haklarını ve çıkarlarını esas alan bir rejim olduğu takdirde demokratik olacaktır. Türkiye’de yaşayan halkların özlemi ve talebi, kimsenin kimliği, cinsiyeti, inancı, mezhebi ya da siyasi görüşü nedeniyle baskıya ve ayrımcılığa uğramadığı, ayrımsız olarak herkesin eşit haklar temelinde özgür, demokratik bir cumhuriyette, barış içinde bir arada yaşamaktır.

Türkiye’nin asıl ihtiyacı, bütün yetkilerin tek bir kişinin elinde toplandığı tek adam yönetimi değil, cumhuriyete asıl anlamını veren ‘halkın kendi kendini yönetme’ iradesine saygı gösterilmesi, bu temel ilke ile çelişen tüm uygulamalara son verilmesidir.

Halkın göstermelik ya da temsili değil, gerçek anlamda egemen olduğu; insan hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmadığı, hukukun ve adaletin herkese eşit uygulandığı; eşit, özgür, laik ve demokratik bir cumhuriyetin ancak birlikte mücadeleyle yaratılabileceğine olan inancımızla, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz!